8 Nisan 2012
Düz Çelişki
Yığın yığın masalın doldurulduğu marketin önünde durdu. Ayaklarını yere sağlamca bir daha vurdu.
Kuşkuluydu. "Tembel olunca insan önünü bir daha yeniden görüyormuş" dedi. Demeseydi ne olurdu?
Bir şey olacağı yoktu; zaten sözünün bir anlamı da yoktu. Vardı da; kendi içindeydi sekiz kelimeyle
açıklanırdı. O da öyle açıkladı.
Market bir bakıma içerisinde kurutulmuş veya kurutulmamış kimi şeylerin, bazen satıldığı, bazen
satılmadığı bir yerdir. Güzel! O zaman burada bu gece kendi işimi görebileceğim. Öğle sıcaktı. İnsanın
ruhunu bile eritiyordu. Gözlerini toprak doyursun! Dedi. Her masala bir gün biçsen gene bu kadar
etmez. Bir güne neler sığmaz ki? Her şey sığmaz.
Telaşını kendi içerisine atınca gözlerini toprağın doyuramadığı aynı ürünün parçası olan farklı
insanlarla karşılaştı. Düşündü... Hepsi hakkında bir yargıya vardı.
Markete girmesi ve çıkması yanlış sırada olmuştu; bu yüzden bir şey satın almayacak olmasına
rağmen içeride kısılı kalmıştı. Marketçi yığınının suratına uzun uzun bakacak, raflardakileri tekrar
tekrar inceleyecek, içeridekilerle konuşmaya çalışacağı bir sürü zamanı olacaktı. Tekrar bu markete
gireceği zamana kadar buradaydı! Düşünecek zamanı vardı... Bu sayede...
"Terzi olmak şimdiye kadar aklının ucundan bile geçmemişti. Neden acaba şimdiye kadar hiç
aklımdan terzi olmak geçmedi ki diye düşündü. Polis olmak, futbolcu, yazarlık, iş adamlığı,
öğretmenlik, boyacılık, kapıcılık, bakkallık, fotorafçılık... hepsini olmak aklından bir ya da birkaç kez
geçmişti ama terzi olmak geçmemişti hiç! Bunu düşünürken fırıncılık, mobilyacılık, mimarlık gibi
meslekleri de olmayı hiç düşünmediği aklına geldi ve kendince önemli olan "neden terzi olmak hiç
aklıma gelmedi?" sorusu önemini (kendisi için olmasa da toplum için, en azından göstergeleri
açısından) kaybetti. Öyle ya "E o zaman bu da böyle" deyişi son zamanlarda son derece popülerdi.
Bu markette ne işi vardı; aslında market değildi burası, nasıl da gözünden kaçmıştı. Teras katındaydı.
İnanamadı. İşte teras! Terası teras yapmayan her şey … işte tekerlekler, davlunbazlar, askılık,
mahkeme kararı, yarı otomatik bir silah; hiç biri burada değil.
Yumurtanın kapıya dayanması diye çok şey vardır. Kesinlikle dev bir yumurta seni takip ediyordur ve
son sığındığın yeri de bulmuş kapına dayanmıştır. Gözlük camının arkasından bir deliğe bakarsın; bir
beyazlık görürsün. Kapıdaki dev bir vanilyalı dondurmadır. Bembeyaz işte. Vanilyalı demek ki…"
Bu kadar düşünmeye zıt, kuma getirmeyi hiç düşünmüyordu eşine ama eşi ona baktıkça üstüme
kuma getirsin diye yalvarıyordu ona; tabi sessizce. Feministler ne derse desin. Kocasının evleneceği
başka bir kadının ona getireceği lezzet her şeyin üzerindeydi. Zaten hiçbir şey eşitlik üzerine
işlemiyor. Hayvanlar da düzen sağlamak üzerine birbirleri üzerinde üstünlük kuruyorlar. Eşitlik
faşistleri, hayatları boyunca bir yandan bilinçlerini kaybedip hayvanlaşmaya çalışıyor, bir yandan da
işlerine gelen yerde hayvanlaşmamak, -laştırmamak istiyorlar, düpedüz iki yüzlülük, adilik! Eşitlik
kaçıkları fakirlere, kadınlara, erkeklere, yumurtalara, hayvanlara, çocuklara, memurlara ve memur
olmayanlara paylarını dağıtırken; bana sormadılar, sarhoştular, akılları yerlerinde değildi!
Görünürde olanların hepsi marketin dışına çıkamamış olmasıyla ilişkiliydi ama böyle bir ilişkiyi benden
başka herkes kuracağından; asıl sorun markete başta çıkmış olmasında ve hatta evden markete
girmek için çıkmasından, ya da sabah kahvatılıkları az bulmasından, dün gece rüyasında pembe bir
peynir görmesinden, yatmadan önce okuduğu kitaptan ve onu ona hediye eden arkadaşıyla tanıştığı
yere önceden onu götüren bir yalandan, tepsi üzerindeki her şeyin yamuk olmasından, annesinin onu
döverek okula göndermesinden, annemin dedesinin, kızının üzerinde sigara söndürme zevkinden, bir
kişinin bir halinden, ilk tütün içmeyi akıl eden adamdan, Lidyalılardan, frigyalılardan, embesillerden,
telaştan…
Bana göreyse her şey o zaman; her şey bir şey. Bunun bir önemi var mı bilmem ama canım
dostlarım, hayali arkadaşlarım, can yoldaşlarım, düz olan herşeyi daha da düzleştiren, bir tanecik
vatandaşlarım! Kendi kendinize kuş avlarken bazen canınız sıkılır. İşte bu sıra da yakınınız da bir insan
olur onun yanında da bir başkası… Sonra hayat yok olur. Ölüm gibi birşey. Kaçıklar kaçarlar. Ben de telaşlanacağım.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Bazı satırların 1-2 kelimeden ibaret olması tercih mi blog temasından doğan zaruri hal mi?
YanıtlaSiltercih onlar, anlamsız yerlerde satırbaşı yapıyorum, kabul, fakat bu durum belki de Hasan Ali Toptaş'tan kalmıştır:)
YanıtlaSil