KRAVAT
‘Beni tanıyan
herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep,
kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden
hoşlanmam.’
Charles
BUKOWSKI
Günlerden pazartesiydi. Bir
pazartesi ne kadar eğlence vaat edebiliyorsa o kadar eğlenceli bir gündü. Alarm
çalıyordu. Kalktı. İşedi. Elini yüzünü yıkadı. Ocağa su koydu ve banyoya
yöneldi. Öylesine bir duş ve birkaç sıyrıkla atlatılan traş meydan
muharebesinden sonra mutfağa gidip bir bardağa sallama çay attı ve üstüne sıcak
suyu döktü. Sallama çay ile başlayan günden ne beklenirdi ki? Bir iki dilim
ekmek, annesinin memleketten gönderdiği biraz
reçel ve zeytin ile kahvaltıyı halletmişti. İlkokul zamanlarından beri böyle
alışmıştı. Bir dilim de yiyecek olsa kahvaltısını mutlaka evde yapardı.
Kalktı, giyindi. Tam bir şeyler eksik derken
fark etti. Cuma eve döndüğünde kravatını çıkarırken bozmuştu. Hasiktir dedi. İş
yerine gittiğinde millete yalvarmak zorunda kalacak ardından bu yaşa kadar
kravatı bağlamasını öğrenmeden nasıl yaşadığı sorgulanacaktı. Sanırdınız ki
kravat bağlamasını biliyorsanız dünyanın tüm sorunlarını çözerdiniz. Büyük bir
dünyası olmayan insanlar ufak şeyleri becerebilmekten onur duyarlar ve bunu
övünülecek bir meziyet olarak satmayı da iyi bilirler. Takımını giydikten sonra
kravatı cebine koydu ve yola çıktı.
Kuruma girer girmez ilk
gördüğü adama kravat bağlamasını bilip bilmediğini sordu. Adam ‘İnsan önce bir
günaydın der lan.’ Dedi ve sonrasında kravatı istedi. Ardından ortaokula ilk
başladığı günden beri kendi kravatını kendisinin bağladığını anlattı. Kravat
bağlamasını bilmeyen adamın nasıl olup da memur olduğuna ( kendisi çok önceleri
devrin iktidarındaki partiden bir tanıdığı sayesinde memur olabilmişti.) şaştığını
da eklemeden edemedi. Kravatı birkaç kez çözüp bağladı. İzlerken sanırdınız ki
yıllarca çözülememiş milyon dolar ödüllü bir matematik problemini çözmek
üzereydi. Çok kısa, çok uzun, şekilsiz vb diyerek habire uğraşıyordu. En sonunda
becerebildiğine ikna oldu.
Zor duyulan bir teşekkürle adamın
elinden kravatı kaptığı gibi çalıştığı kata doğru koşar adımlarla çıktı. Binanın
en son katındaydı çalıştığı oda. İçeri girer girmez daha günaydın diyemeden
şefinin ‘Yine geç kaldı’ bakışlarıyla muhatap oldu. Emekliliği dolmuş üç memur
ve bir şefle aynı odadaydı. Soğuk bir günaydınla masasına geçti. Yanındaki memur
radyoyu eline almış Trt Fm’i arıyordu.
Sandalyesine oturdu. Kravatı tam
takmak üzereyken bir şey hissetti. Kravat sanki hareket ediyordu. Üstüne üstlük
kravatta bir canlının sıcaklığı vardı. Kafayı yemek üzere olduğunu hissetti ama
umursamadı. Huysuzluk yapmasına rağmen zar zor da olsa boynuna kravatı taktı. Sonra
babasının hediyesi olan kravat iğnesini almak için çekmecesine uzandı fakat
kravattan sanki bir ‘tıs’ sesi duyuldu. Kravat, kendisine takılacak olan iğneyi
istemiyordu. Güldü. Uyku düzenini işe başladığından beri oturtamamıştı. İş
çıkışı üç dört saat uyur ardından gece geç saatlere kadar ayakta olurdu. İğneyi
takmadı.
Bilgisayarını açtı. Çaycı duble
çayını göndermişti. Çayını içerken haberleri okuyordu. Kravatta hareketlilik
yoktu. Yapılması gereken evraklara uzandı. Kolaylarından birkaçını seçip
bilgisayara kayıtlı hazır yazışmalardan birini açıp yazmaya başladı. Böyle bir
iki saat geçti. Sonra çekmeceden sigarasını alıp dışarı çıktı.
Sigarasını içtikten sonra
yukarı çıkarken bir odada hareketlilik gördü. Odaya yöneldiğinde herkes
hararetli bir şekilde hastaneye kaldırılan memuru konuşuyordu. Söylediklerine göre
elinde bir ısırık izi vardı. Memuru hastaneye götüren sağlık görevlileri bunun
bir yılan ısırığı olduğunu düşündüklerini belirtmişti. ’Yılanın ne işi var bu
şehirde?’ diye sordu kendi kendine. ‘Adam daha sabah geldiğinde sapasağlamdı. Hatta
benim kravatımı bağlamıştı.’
Çalıştığı odasına girdi fakat
sigaradan sonra ellerini yıkamadığını farketti. Yıllarca sigara içmesine rağmen
kokusuna halen alışamamıştı. ‘Lavaboya gidiyorum’ dedi şefine.
Lavaboda elini yüzünü yıkadı.
Aynada kendine bir baktı. Kravatı düzgün durmuyordu. Düzeltmek için elini
kravatına götürdü fakat o an inanılmaz bir şey oldu. Kravatı boynuna doğru bir
hamle yaparak onu ısırmaya çalıştı. Hemen kravatı tuttuğu gibi boynundan çözdü
ve attı. Fakat yerde daha tehlikeli bir hal almıştı kravat. Adeta bir kobra olmuştu.
Üstüne üstüne geliyordu. Kaçamadı. Köşeye kıstırılmıştı manyak bir kravat
tarafından. Kravat bir iki hamle yaptı ısırmak için. Sonrasında bacağından
ısırdı. Adam tam ısırılırken seri bir şekilde uzandı ve kravatı tuttu. O an
elinden ve kolundan da ısırılmıştı. Kravat çıldırmıştı. Seri bir şekilde
saldırıyordu. Kravatı tuttu ve hareketsiz kalana kadar birkaç kere duvara
vurdu. Kravat hareketsiz kalmıştı fakat adamın gözleri kararmaya başlıyordu. Elinde
cansız kravat, duvarın kenarında çöktü kaldı. Sallama çay ile başlayan günden
saçma bir ölümden başka ne beklenebilirdi ki zaten?