21 Mayıs 2012

DİP


“gençken, bir kadının acısını duyarız;
olgunlaşınca, bütün kadınların..”
cesare pavese
hiçbir şey, başlı başına iyi olamayacağı gibi, başlı başına kötü de değil. schopenhauer, benzer bir lâf ediyordu. sadece bir nokta yok elbette. pavese, beni bir câmi avlusunda çarpmıştı. önemli bir karar verme arifesindeyken.
hep böyle olmaz mı zaten: onu görünce kafanı kaldırmazsın. o, senin baktığın yere gelir. birden. baktığın boşluk, onun gelmesiyle dolar.
*
aşk, iki açıdan da zamansızdır: uygunsuz bir zamanda gelir ve zaman mefhumunu yok eder.
*
mini bir etek. gözlük çerçevesi ile etek, aynı renkte. rujla tamamlanan, dikkat çekici bir ahenk ve zarafet var.
ayrıntı’yı görebilen bir burçtan olduğu âşikâr.
*
her erkek, bir isabelle ister; ama odile’e gider. net. odile ikizler, isabelle boğa olmalı. kadın, ne yapar: fikrim yok. gerçekten hiçbir fikrim yok.
*
aşk, bir ayrı olma durumu.
bir ayrı’lık kuruyoruz âşık olarak.
bir öteki yaratarak, aşk’a gidiyor, öteki ile bir bütünlük kuruyoruz. kendi içinde bir bütünlük. bir’e ulaşma.
bir bütün binâ etmek için, önce ayrı’yı göreceğiz, ayrı’yı tadacağız. ayrılık’ı da.
*
rüyâ’dayım. onun peşinden gidiyorum. kapı, birden yüzüme kapanıyor. takip ederken mütereddidim. kapı, tereddüt ettiğim ân’da kapanıyor. o ân, benim varlığımı onaylayamadığım bir ân oluyor. kaybolmuşum.
*
yazdıklarımdan mesûl değilim. “her yazı yazdığımızda başka birini konuştururuz” diyor deleuze. muhatabınız ben değilim yâni, ey okuyanlar. satırları yazan kişi. satırların kimin tarafından yazıldığının, kime yazıldığının, satırlardan ne anlaşıldığının ve saire, hiçbir önemi yok.
kemerler takılacak, her şey bir ânda bitecek.
*
huzur, önemli. varsın, ismi kaçış olsun. kaçışsa kaçış. huzur için kaçışsa, neden kaçılmasın.. tâ derûna inmeli.
*
birilerini suçlamak, ne iyi gelirdi bana; ama, ben de her kusuru üzerine alan korkaklardanım.
zaten pavese ile de kavgalıyız. bu yıl, benle çok uğraştı. onu affedeceğimi sanmıyorum.
*
umutsuzca sevdiğim için onu çok iyi tanıdığıma inanıyorum. umut, var olmaya başladığında ne olacak peki?
walter benjamin! ölmeseydin de, bunu da cevaplasaydın..

13 Mayıs 2012


kadın yalan söyledi
kadının yalan söylemesi,  haber değildir. kadınların yalan söylemesi, kedinin miyavlaması kadar doğaldır ve kendiliğindendir.
kadın yalan söylerken yalan söyediğini bilmez. hatta yalan söylemek istediği için yalan söylüyor bile değildir. kadın sadece konuşur, konuştuklarının bir bölümü gerçek değildir, tasarımdır.
bir kadın hakikat peşinde değildir. hakikat peşinde koşan bir erkeğin yanında olmak isteyebilir. şart değildir.
kadın ruhu
bir kadın ruhundan söz edilebilir mi? derinliği olan, olgunlaşan ve kirlenmekten korkan bir ruh kadın ruhu olabilir mi?
kadınlar, erkeklerin kadın ruhununun inceliklerini anlamadıklarına inanırlar. kadının ‘kadın ruhunun anlaşılması’ talebi, erkeğin dizinin dibinde oturması isteğidir. söylenen şudur: burda otur. gece ben uyurken başımda bekle. kadının erkeke söylediği budur: uyuma!
kadın, erkek tarafından ‘anlaşılmadığını’ söyler. ancak kısıtlayan kendisidir. kadın içgüdüsel olarak erkeki kontrol altında tutar. girişimdir, başarılıdır. ikisi de mümkündür. bütün tarihte yaşanan kontrol teknikleri kadın icadıdır.
kadın seçer erkek terkeder
brezilya kültüründe de japon kültüründe de kadın erkek ilişkileri konusundaki gerçek şudur: daima birlikte olacağı erkeği kadın seçer. bir ilişki bittiğinde ise ilişkiyi bitiren erkektir. ağlayan çok kadın görülür, sevgilisi tarafından terk edildiği için. ağlayan kadın politika yapar. zayıf erkek ağlayan kadına inanır, hayatını mahveder. bir erkeğin kendine yapabileceği en büyük kötülük ağlayan kadına inanmaktır.
kadın hayatı anlamaz. hayatın zorluklarına karşın hazırlıklıdır. kadının hayatla irtibatı somut şeylerdir: ev, çocuklar, güç ve saire. kadınlar duygusal değildirler ve sanata, bilime, düşünceye, ideallere değer vermezler. pragmatiktirler. ellerinden geldiğince çıkarları peşinde koşarlar. maddiyatçıdırlar. kadınların bu özellikleri bazı erkekler tarafından görülmez. hayatı boyunca birlikte olduğu kadını hiç tanımayan erkekler vardır. kadının bu özelliklerini gören bir erkek kadını terkeder.
iletişimin imkansızlığı
kadın ile erkeğin iletişim kurması imkansızdır. nedeni, iki tür arasında mantıktan kaynaklanan lisan farkıdır.
kadın ile iletişim kurmak erkek için bir oyundan ibarettir. kadın, asla erkeğin sorusuna yanıt vermez. yanıt alamayacağını bilen erkek, ancak oyun kurarak kadınla iletişim kurabilir. erkekler dünyasında kurulan iletişim biçimiyle kadınla iletişim kurulamayacağını bilen akıllı erkek, iletişime teşebbüs etmez. ettiği anda, batmıştır. kadınla kavga yapan hiçbir erkek haklı çıkamaz.

görüntü
kadın görüntü ile irtibatlıdır. nasıl göründüğünü merak eder ve nasıl görüntü vermek istiyorsa öyle yaşar.
kadın, kendine bakıyorsa kendi için değildir başkalarına göstermek içindir. Kadın, evini temizliyorsa temizlik olsun için değil başkası öyle görsün içindir. Kadın fotoğraf çektiriyorsa mutlaka başkasına göstermek içindir, kendisi görsün için değildir. Kadın evine televizyon alıyorsa amacı televizyon seyretmek olduğundan değil, başkalarına onu göstermek istediği içindir.
türkiye’de kadınların en şık oyuncaklarından ikisi otomobil ve cep telefonudur. İkisini de kullanmayı bilmeyen kadınların amacı cep telefonuyla iletişim kurmak, otomobiliyle bir yerden bir başka yere gitmek değildir. Onları başkalarına göstermektir. Kadınlar Türkiye’de cep telefonlarını çantalarında taşırlar, telefon çaldığında duymazlar. Arayan olduğunu fark ettiklerinde önemsemezler. Bu durum, onlar için son derece doğaldır. Cep telefonunun en pahalısını, televizyonun en büyüğünü alan kadın aletlerini ele geçirdiğinde rahatlar. Onları kullanmaz. Onlara sahip olmak yeterlidir.
dizi
kadınlar dizi seyrederler. hangi diziyi neden seyrettiklerinin bir önemi yoktur. dizi olsun yeter. kadın, diziyi dizi olduğu için seyreder. kitap okumak için zamanı olmayan kadın, saatlerce dizi seyredebilir. kafasını dinlemektedir. dizinin başının sonunun ve içeriğinin ne olduğunun bir yanıtı dahi yoktur. kadın, diziyi bir yerden izlemeye başlayabilir.
kadın, konuşmadığı zaman dizi seyreder. kadın, konuşulan bir yerde, kendinin bir şey önereceği anı bekler. ne önerdiğinin bir önemi yoktur. başkasını dinleyen kadın sıranın kendine gelmesini beklemektedir. bir kadın bir başkasını dinlemez. bir kadın bir başkasının söylediklerini sadece kullanır.
kadının seyrettiği aslında dizi değildi, bir kurgudur. kadın kurguya bayılır.
gerçek
kadınlara gerçekleri söylemek için sarhoş ya da deli olmak gerekir.
kadınların aşamayacağı acı yoktur.
aşık olunan kadın daima vardır
bu yoksa hayat yoktur.
olay
dün bir rüya gördüm. arada gördüğüm rüyadır. aşık olduğum kadın hemen yanımda. kampüsün bir yerindeyiz. notlar ve kitaplar eksik. bir ara yüzünü yaklaştırıyor. tam hissettiğim bir anda eğiliyor yüzüme. sadece koklamak istiyorum. öp, diyor. yavaşça öpüyorum. sanki yanında biri var. bir başkası mı bilmiyorum. ayakkabılarımın kayıp olduğunu farkediyorum. bir sürüsü içinde benimkileri aramaya başlıyoruz birlikte. benim ayakkabılarımı bildiğini söylüyor. diesel ayakkabılarım. içimden şu geçiyor, bir erkeğin ayakkabılarını bilen erkeği bilir.
aristokrat kadını başka bir formda daha evvel de rüyamda görmüştüm.














10 Mayıs 2012

Ben ve Kitap

Afili sözlerle giriş yok. Efendinin biri aşkını sorgulamış " aşkımız güzel gözlere değil kitabi" sonucuna varmış. Benim aşkım güzel gözlü ama kitapta bu aralar haddini aşan samimi bi arkadaş gibi oldu.Onun yüzünden tartıştım. Vaktimi ayırıyorum. Geçmişimden gelen,gizli yerlerden birden beliren önemli bir parçam olan biri gibi. Ama çok mutluyum edepsizliğimle , hayatta yapamayacağım biri gitsin biri gelsin tavrını kitap konusunda gösteriyorum. Evlenmeme iki ay kaldı kitaplara para döküp küçük hovardalıklar( çoğul mu lan yoksa hovardalık kelimesi niye altı çizildiki?) yapıyorum. Evlenince de fark etmeyecek gerçi. Evin en dışındaki odada onlara özel yer yaptırdım. Sanki evdeki hayatımın dışında başka bir şey istiyorum gibi en dışarıda. Genç adamsın git kızlarla harca parayı der gibi oraya kütüphane yaptırırken,duvar kağıdı seçerken annem en iyisini al dedi. Hatta kendi de beğendi; görücü usuluyle kitaplık aldık. Babam yerlere parke seçti bana pas atarcasına.
Okuyorum bu ara, kalitelimi, iyimi, kötümü bilmeden.Hiç bir şey yapmasa metafor yapıyor bu kitaplar.

7 Mayıs 2012

O ve Kitap


“her aşk ilişkisinin özeti şudur:
insan, bu ilişkiyi düşünmekle başlar (yücelme),
ve çözümlemekle bitirir (merak).”
cesare pavese
bana bir kitap getirmiş, hediye. çimlere oturmuş, sohbet ederken, kitabı çantasından çıkartıp, bana uzatıyor.
gerçekten, mutlu olduğumu söyleyebilirim. elime bir kitap aldığımda, hemen arkasını çeviririm. bunu, genelde kitabın fiyatına bakmak için yaparlar; bense, arka kapak yazısını merak ettiğimden yapıyorum. ilk söylediğim nedenden de, yaptığım oluyor tabii.. kitabın fiyatını görmemem için, fiyat yazan yeri karalamış. ‘gel de, sinirlenme şimdi’ diyorum, kendi kendime.. benim, kitabın arkasında yazan fiyata göre, o kitaba bir değer atfedeceğimi düşünüyor demek ki. beni kesinlikle anlamıyor ve bunun bir haber olmadığını biliyorum. bu, bir yana: güzel gözlü kız, farkında olmadan, bana hakaret ediyor aslında. kadınların sağladığı mutluluk, kısa sürüyor.
umutsuzca çimlere bırakıyorum kendimi. başımı, dizlerinin çok yakınına koyuyorum. dokunmuyorum ona: böyle iyi.
*
umutsuzluğa düşülen her an, ‘geçmiş’ anılır. çocukluk, keşke, pişmanlık, vesaire. geçmiş, artık yok ki, geçmişteki hayâl kırıklıkları var olsun.. bu, iletiştiğin herkese bir yük; sadece, sana değil. pavese de, bunu doğruluyor: “çocuk olmanın hiçbir güzel yanı yoktur: yaşlandığımız zaman, çocuk olduğumuz günleri hatırlamaktır güzel olan..”
bana gelecek’e dair, geleceğimize dair bir şey sorduğu an, çuvallayabilirim. ancak, konuyu değiştirir, o an hissettiklerimden bahsedebilirim ona. onun ise, benim gibi bir problemi yok: o, bir kadın: eğer isterse, her kadın, özünde iyi bir diplomattır. her durumda, herkese karşı, istediği gibi kıvırabilir. kafasındaki dünya’yı gerçek sandığından, yalan söylemiş de olmaz; bu yüzden, içi de rahat. benimse, tek çarem, doğru’yu söylemek.. ve her şeye rağmen, emin olduğum, şu ki: ‘bunu bir kadına nasıl söylerim?’ sorusunun cevabı: bir kadına her şeyi doğrudan söylemek gerektiği’dir.
*
pavese: “sevdiğin kadın, günlerinin ne kadar boş, dayanılmaz olduğunu sana söyleyebilir; şaşılacak olan, senin günlerinin nasıl geçtiğine hiç aldırmayışıdır.”
güzel gözlü kız ile hiç ortak yanımız olduğunu düşünmüyorum. onunla ilişkimi, bu yüzden önemsiyorum belki de. benzerliklerimiz çok olsaydı, hiç ilgilenmezdim muhtemelen onunla. onun benden beklediği gibi, ileriye dönük konuşsam, bana umut vermeye çalışacak; sanki, benim umrumdaymış gibi..
geçmiş ya da gelecek’e dair söylenen tüm sözler, o zaman’ın ürünü ve sonucu olduğundan, gerçek değil. gerçek, şimdiki zaman’dır, şimdiki zaman’dadır. benle beraber oldukça, bunu, yavaş yavaş, o da anlayacak.. ya da, buna hiç gerek de yok: nasılsa, erkekler ve kadınlar, birbirlerine yalan söyleyerek anlaşıyorlar.
*
hemen, bir kitapçı bulmam lâzım: koşa koşa aramaya başlıyorum. ona bahsettiğim, üzerinde konuştuğumuz kitabı, ihtiyacı olduğunu düşündüğüm kitabı, onun ruhunu tamamlayacak olan o kitabı, ona hediye etmem gerektiğine inanıyorum. kitapçıya giriyorum. adam, beni tanıyor ama sadece selâmlaşıyoruz. niçin geldim bu kitapçıya, cebimde ne kadar para var gibi problemleri unutuyorum. böyle zamanlarda bana bir şeyler oluyor: olayların dışında buluyorum kendimi.
kitap kokusu ve hiçbir şey..
o an, dank ediyor kafama; ve anlıyorum, neden o kitabı zorla okutmak istediğimi, güzel gözlü kız’a.. bu ilişki, kiminle: güzel gözlü kız mı, yoksa o kitap’la mı: işte, soru bu.

1 Mayıs 2012

Çember-Çevre



“dostların birbirini terk edememesi,
çaresiz kalmadan başlanamayan bir hatadır.”
nietzsche
her kadın bir hayâlkırıklığıdır, asıl sevdiğimiz zihnimizdekidir.
her kadın demeye gerek yok, kadın demeli: türk değil de türk insanı demek gibi: fransız insanı, türk köpeği kedisi olurmuş gibi. madde 66: türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes türktür. totolojik. baudrillard’da okudum: istatistikî bir araştırmaya göre, istatistiklerin yüzde ellisi yalanmış.
o, bana eskiyi hatırlatıyor. bana eskiyi hatırlatan diğerlerinin, eskiye dair hatırlattıklarını söylemiyor, bambaşka şeyler söylüyor. benim de eski’den farkında olduğum bambaşka şeyler: güzel ya da çirkin, fark etmiyor. nokta-i nazar, önemli.
*
bir şeyin adını koymaya çalışmıyorum: ad koyma takıntısının, çoğu zaman yanlış ad koyarak bizi başka yerlere götürdüğüne inanıyorum: yanlış hikâyeler, yanlış zamanlar ve saire. yanlış yaşamı doğru yaşamaya çalışmak. adorno.
adı olmaması mı, yanlış bir adı olması mı: al sana problem!
*
bataille: “‘iletişim’ ancak kendini tehlikeye atan -parçalanan, durdurulan, hiçliklerinin üstüne eğilen- iki varlık arasında gerçekleşebilir.”
*
kendimi tehlikede görüyorum. onu tehlikede görüyorum. uçurum kıyısında, en uç’tayız. ve eğiliyoruz. el ele değiliz. birlikte atlayabiliriz. ikimizden biri, diğerini aşağıya da itebilir. olan biten sadece bir iletişim kurma çabası. kimin ne yapacağı bilinmiyor. hiçbir zaman bilinmedi. hiçbir şey, hiçbir zaman öngörülebilir olmadı.
*
çevre diye bir şey olabilir mi? çevre şunu yapar: çevre, seni gebertir. en yakınımdakiler bile, demeyi bıraktım. çevre neye göre, yakın kime göre. uzak yakın diye bir şey yok.
çevre, sana doğrudan ya da dolaylı “haddini bil” der. birine haddini bil demek, en büyük haddini bilmezlik. haddi belirleyen kim; kim, kimin sınırlarını nasıl bilebilir, ne cüretle bunu söyleyebilir. haddini aşan adam lüzûmludur. filozoflar, haddini aşan adamlardır.
*
elbette, her ilişki bir iktidar ilişkisidir. sen foucault okuyor musun: ne konuşacağız!
*
sadakat, ancak ve sadece kendine olur. insan, öznelliğini dizginleyebileceğinden emin olamayacağı için, sadece sadakatini koruması açısından bile susmayı bilmelidir. susmaktan ne anlamalı?
birinin konuşması: ona konuşması için sunulan zemin, verilen konuşma alanı. söylenmeyenlere buradan da bakmalı. the ilişki, bu yüzden, daha kıymetli.
dilsiz’in susmasıyla senin susman aynı şey mi?
*
bir çember. ilişki modeli olarak. uzaklaşmalar, yakınlaşmalar iç içe. müphem. kaçış yok. ikimiz de uzaklaşmaya çalışıyoruz. uzaklaştığımızı sandığımız ânlar, yakınlaştıklarımız oluyor. karşıtlıklar, benzerlikler doğuruyor. (belki zaten öyleler) her şey ters tepiyor: sessizce çekilmesini bilmek kolay sanıyorlar. değil.
hayatımda ilk kez böyle düşünüyorum: belki de, samimi olan, ben değilim. o, beni sıfırlıyor. tüm açıklarımı bir bir gösteriyor bana. gösterdiğinin farkında olmayabilir ama ben görüyorum. onun sayesinde veya yüzünden.
nuran, mümtaz için “beni keşfetti” diyor. allahım, bu nasıl bir şey!