9 Nisan 2012

ÇÖPTEN ADAM AHMET

‘Sus, ağzını yüzünü sikerim, orospu çocuğu! Ağlayıp durma lan şerefsiz. Ufaksın diye ses çıkarmıyacaz mı sandın? Biz de ekmek yicez amına koduğumun iti. Bu mahalle benim demedim mi sana kaç kere lan? Buranın çöplükleri benim.’ Kızmıştı Ahmet. Kaç yıldır geceleri yola düşüp sokaklarını arşınladığı, çöplerinden hurda, şişe, kâğıt topladığı mahalleye itin biri gelip ortak olmuştu. Sinirlenmekte haklıydı. Bir kere izin verdin mi bir bakardın, her köşe başında tanımadığın biri, gecenin bir vakti çöpü eşeliyor. O nedenle en ufak bir ortağa bile tahammül edemezdi. Bunu bildiğinden dolayı hem çocuğun gözünü korkutmak hem de çocuktan hırsını çıkarmak için çocuğun ağzına sıçıyordu. Dört beş tokat patlatmıştı çocuğun suratına. Sonrasında çocuk kaldırım taşına oturmuş, ağlıyordu. Arada ağzından bir iki küfür çıkıyor fakat yediği dayağın hırsındandır diye Ahmet fazladan tokata gerek duymuyordu. Çocuk kaldırımda ağlamaya devam ederken o da hem çocuğun gözünü korkutacak, hem de mahalleliyi tatlı uykusundan uyandırmayacak bir ses tonuyla adeta bir sinema sanatçısı gibi ayakta, çocuğun karşısında tiratına devam ediyordu:
‘ Bana ne lan depremde evsiz kaldıysan! Bana ne bir kardeşin ev yıkılınca altında kaldıysa. Benim de öldü kardeşim. Bıçakladılar piçi. Hak ettiydi göt gerçi. Dedim ona o kadar gel beraber bir iş yapalım diye. Yok dedi. Mal satacak, kısa yoldan zengin olacak. Yedirmezler dedim. Bir gün polis yakaladı. İçeri attılar, orda sözde ağa olacak ya. İki günde kesmişler nefesini. Allah rahmet eylesin. Seni de bıçaklayıverirler öyle bak. Merak etme, ben bıçak çekmem kimseye. Kahpedir bıçak. Yarası derin olur. Hem sen çocuksun. Çocuğa bıçak çekecek kadar da yüreksiz, puşt olmadık daha. Pis döverim ama bir daha yakalarsam. Bir iki tokatla bırakmam öyle. Sus, küfür etme lan göt! Siktir git, gözüm görmesin. Bırak o topladıklarını da şöyle kenara. Hah şöyle, yavaştan ikile bakalım.’
Çocuk kalktı. Kaderine razı bir şekilde yürüdü. Ahmet haklı bir gurur yaşıyordu. Hem bölgesini bir parazitten korumuş hem de hala sözünün geçtiğinin farkına varmıştı. Keyifliydi böyle meydan okumalar. Ufak da olsa birinin onun karşısında rakip olarak durması kendine getiriyordu Ahmet’i. Nasıl bir futbol takımı rakibini küçümsemiyor, her takımı ciddiye alıyorsa Ahmet de ufak veya büyük demeden her çöp toplayıcısını kendi mekânına girer girmez ciddi bir rakip olarak görüyor ve haddini bildirmeden de onların mekanından ayrılmasına izin vermiyordu. Bu gecelik işi bitmişti. Ufaklık, Ahmet’in hemen hemen o gece gezeceği her yere uğramış, işe yarar ne varsa çuvala atmıştı. Ahmet eve doğru yola koyuldu. Bugün keyfi yerine geldi ya Ahmet’in, bir şarap alırdı artık. O şerefsiz tekelciden alacaktı şarabı. Elinde para göremezse, Ahmet’i dükkana bile sokmayan tekelciden. Ama elinde sarı beşliği, yeşil yirmiliği gördüğü zaman Ahmet en kral adamdı yine aynı tekelcinin gözünde.
Dükkana girip ‘Selamünaleyküm’ dedi Ahmet .

--TO BE CONTUNIED--

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder