10 Nisan 2012

Günlük Alıntıları


Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlatmaya çalışıyorum, anlamıyorlar, tesadüf görmeyi bilmektir, “böyle tesadüfler de hep seni buluyor” dedi bana, beni bulmuyor, ben senin tesadüf dediğin şeyin farkına varıyorum, sen geçip gidiyorsun. 

* 

Metallica – The day that never comes. Neredeyse iron maiden düzeyinde bir şarkı. Yaklaşmışlar. Ancak yaklaşılabilir zaten. 

* 

“Alçakgönüllülükte alçaklık vardır.” İsmet Özel 

“Kendinden nefret eden, alçakgönüllü değildir.” E.M.Cioran 

Flashbacks of a Fool filminde, tam da benim hikayeme yakın birşeyler var. Kaçış var, dönüş var, kaçmayı becerememek var. Şu: Hayatı mevcut koşullarla yaşayacaksın. Gelecek gelir, geldiğinde gereğini yaparsın. Durduğun bir yer var ve o yere göre hareket edeceksin. Birkaç yıl öncesine kadar, içinde bulunduğum şartların geçici olduğunu, bir müddet sonra ideal bir düzene geçeceğimi sanıyordum. Hatta hayatımdaki insanlara bile gelip geçici gözüyle bakıyordum. Olması gereken bir şey, olması gereken kişiler vardı, o şeyler henüz olmamış ve o kişiler henüz hayatıma girmemişti.. Ne hastalık! Hayat akıyor, filmi bir kere kaçırdın mı, bir daha zor yakalarsın. 

* 

Bu şarkı da filmle ilişkili: if there is something – roxy music 

* 

Mütemadiyen Proust okumalı. 

“Aşklarımızı çevreleyen sosyal ve doğal ortamı neredeyse hiç düşünmeyiz.” Proust 

Sadece çocuklar değil, şairler de dayakla eğitilir.” Proust 

* 

Okunmuş kitaplardan daha mahrem ne olabilir? Altı çizilmiş cümleler -psikanalizdeki rüya ve edim hatalarıyla aynı işlevde- bilinçaltına giden bir yol değil mi? 

Kütüphanemi yatak odama kurdum. 

* 

Türk tarihinin önemli bir kısmı, Çin seddiyle Viyana kapısı arasında cereyan etmiştir. Ne olduysa o arada olmuştur. Viyana’dan bugüne kadar geçen süre -1683 ilâ 2011- “şok” evresidir. Türkler, şimdi, durup düşünmeye başlayabilir. Başlarız umarım. 

* 

Anadilde iletişim kurmanın rahatlığı diye birşey yok. Anadilde geveleme var, rahatlık sandığın şey o geveleme işte. Anadil, totolojik. Hatta o kadar ki, anadilde iletişim kurmak mümkün olmayabilir! Ben en çok, anadilimi konuşanlarla/Türkçe konuşanlarla anlaşma güçlüğü çekiyorum. Hem bu sebeple hem de özel bir durum olarak Türklerin Türkçe bilmemesinden dolayı.. 

Kieslowski’nin Mavi filminde Juliette Binoche’un elini duvara sürterek yürüdüğü bir sahne var. Ne sahne ama. 

* 

“I don’t want any belongings, any memories. No friends, no love… Those are all traps.” (Mavi, Julie) 

* 

“It’s not a secret. It’s just private. There’s a difference.” 

The Other Woman, N.Portman 

* 

“Neden hep kadınları yazıyorsun” dedi. Aksine hep erkekleri yazıyorum. Anlattıklarım, bir erkek çocuğunun gördükleri. Hepsi bu. 

* 

Öleceğim seneyi bilsem, o son sene boyunca, tekrar okumalar yaparım. İkinci kez okumak istediğim ama yeni şeyler okumanın fetişistik heyecanıyla sürekli ertelediğim kitaplar var. Bunu neden öleceğim sene yapmak istiyorum? Hem bir çeşit kapanış, hem de o saatten sonra yeni birşeyler okuyup ne yapacaksın.. Büyük konuştum, son dakikaya kadar yeni şeyler okurum herhalde. 

* 

Ne şanslıyız ki beden ölüyor, ruh devam ediyor. Tersi olduğunu düşünsene.. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder